Yazı Detayı
29 Ekim 2020 - Perşembe 12:01 Bu yazı 346 kez okundu
 
CUMHURİYET BAYRAMI
Ömer Sabri KURŞUN
 
 
Bir küçük serçe düşünün pencere kenarına konmuş… Üşümüş mü, aç mı, yoksa sığınacak bir yer mi arıyor bilemezsiniz… Açarsınız yavaşça pencerenizi, şefkatle elinizi uzatırsınız, avucunuzun içine alırsınız ama yine de ürkektir, korkmuştur, o küçücük yüreği nasıl da çırpar minicik serçenin.
Tıpkı bir saat gibi… Tik tak, tik tak, tik tak… Elinizden kurtulmaya çalışır, çırpınır kurtulmak için…
Cumhuriyetin kuruluşunun 97. Yılını kutlarken 97 yıl önceki o tarihten şu söz yankılanır gelir kulağıma ve o küçük serce kuşu gibi hızlı hızlı çarpar kalbim, o günün heyecanını hissederek bu gün ki heyecanıma karışır, şu söz bedenimi ruhumu sarar titrerim…
“EFENDİLER, YARIN CUMHURİYET’İ İLAN EDECEĞİZ!”
İnsanlar da aynı o serçe kuşu ya da başka kuşlar gibidir, özgürlük isterler, tek başlarına karar vermek ve liderlerini, yaşamda ki mücadelede yol rehberlerini ve o yolda geleceklerini kendileri seçmek isterler. Düşüncelerini açıklayabilmek, ideallerine uygun eğitim ve öğrenim görmek isterler.
Ama yüzyıllar buyunca benimsedikleri pek çok rejim ve onların yönetim biçimleri insanları baskı altında tutmuş. İnsanların yaşam koşullarını iyileştirecek, onları geliştirecek her şeyi yasaklamıştır geçmişte o rejimler ve o rejimlerin idare şekli, rejimin başında ki kişiler..
Yüzyıllar boyunca bu baskılara boyun eğen, yapılan zulümlere ses çıkarmayan insanoğlu, içine atar durur pek çok şeyi. Ama içine de bir türlü sindiremez, bir yanardağ gibi içten içe kaynar durur, fokurdar…
Ta ki bardağı taşıran son damlaya kadar. Fransız İhtilâli bu damlanın en büyük sonucudur. Ve bu tarihten sonra yeni bir yönetim biçiminin değeri artmıştır.
Cumhuriyet rejimi, ilk defa 1789 Fransız İhtilali’nin bir sonucu olarak; l792'de Fransa'da, krallık rejimi yerine uygulanmaya başlanmıştır.
Fransız İhtilali’nin tüm dünyaya yaydığı, hürriyet, özgürlük, milliyetçilik fikirleri zamanla Osmanlı İmparatorluğu'na da ulaşmıştı. İlk defa Şinasi'de filizlenen bu fikirler, Ziya Paşa, Ali Suavı, Namık Kemal gibi Genç Osmanlılar da özgürlük, hürriyet, milli egemenlik ve parlamento kavramlarının oluşmasına sebep olmuştu. Ancak, bu kişiler; parlamentosu, anayasası ve padişah olan bir Meşrut'i sistemi istiyorlardı. Yani, Cumhuriyetçilikten uzaklardı. Henüz bu dönemlerde ve daha sonralarında da "Cumhuriyet" idaresi düşünülmüyordu.
Ama birisi vardı ki öyle birisi; vatan, millet, özgürlük diye kalbi atan birisi; siyasi fikirlerin rahatlıkla yayılma ortamına sahip Makedonya'da büyüyen ve yetişen birisi, koca yürekli bir insan… İşte o koca yürekli insanın adı; önce Mustafa, sonra öğretmeninin deyişiyle Mustafa Kemal ve daha sonra Türk milletinin onun hak etmesiyle olan deyişi ile adı Mustafa Kemal ATATÜRK olan yüce insan…
Mustafa Kemal'de de ilk siyasi fikirler, 1899'da girdiği İstanbul'daki Harp Okulu'nda özellikle ikinci yılında başlamıştı. Sultan II. Abdülhamid’in idaresi aleyhinde ve meşrutiyet lehinde siyasi fikir sahibi oldu. 1902 yılında Erkânı Harp Mektebi'ne seçilen Mustafa Kemal, memleketin idaresi ve siyaseti hakkındaki yeni fakirlerini harbiye öğrencilerine yayabilmek için, el yazısı ile hazırlanan ve çoğu yazılarını kendisinin yazdığı bir gazete dahi çıkarttığı gibi, sınıfta küçük bir teşkilatta kurmuştu ve CUMHURİYET idaresi diyordu aklındakini kalbine…
/Ki Cumhuriyet: Halk merkezci bu yönetim halen herkesin bildiği en iyi yönetim biçimidir./
Nedir o idare biçimi? Cevaplayayım ben sizlerin adına.
CUMHURİYETTİR CUMHURİYET…
Cumhuriyet, kökeni bakımından Arapça bir terim olup, "cumhur" kelimesinden türetilmiştir. Cumhur "kalabalık", yani halktır. Şu halde cumhuriyet "halkın yönetimi" demektir. Buna göre bir azınlığın yönetimi olan "monarşi" den ve soylu bir azınlığın yönetimi olan "Aristokrasi" den ve farklı olarak, çoğunluğu, halka ait bir yönetim olduğunu vurgulayabiliriz.
Atatürk cumhuriyeti şu sözlerle tanımlar:
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir". Yasama ve yürütme gücü, milletin tek gerçek temsilcisi olan mecliste toplanmıştır. Bu kelimeyi özetlemek mümkündür. "cumhuriyet".
Cumhuriyet! Halkın egemenliğine dayalı yönetim biçimi. Şimdiye kadar ki en mükemmel biçim…
Çünkü insan düşüncesini, özgürlüğünü ve yaşayış biçimini kısıtlamayan rejim…
Her şey halkın elinde; halk yöneticisini kendi seçiyor ve bu seçimi hiçbir baskı altında kalmadan yapıyor!.
Cumhuriyet, egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden devlet şekli demektir; bir diğer ifade ile devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim biçimidir. Bu rejimde Devlet Başkanı olan Cumhurbaşkanı da milletçe ya da milletin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Cumhuriyet yönetimi bu niteliği ile şüphesiz ki demokrasi ilkesinin en gelişmiş şekli, demokrasi ilkesinin en iyi uygulanmasını sağlayan bir siyasi rejimdir.
Cumhuriyet yönetiminin birinci özelliği, seçim esasına dayanan bir yönetim oluşudur. Söz konusu seçim, gerek seçme gerekse seçilme hakkı açısından belli bir kişiye, belli bir gruba, belli bir sınıfa ait değildir; bütünüyle millete aittir. Cumhuriyetle yönetilen bir devlette bir görevin, ilahi bir kuvvete dayanması ya da babadan oğula geçmesi gibi bir usul de yoktur ve olmaz. Cumhuriyet yönetiminde seçimle iş başına gelenlerin görev süresi belli bir dönemi kapsar; yani cumhuriyet rejiminde ömür boyu bir görev söz konusu olamaz.
Cumhuriyet rejiminin ikinci bir özelliği, bu rejim her şeyden önce kamu yararını ön planda tutan, kamu yararına dayanan bir yönetim şeklidir. Çünkü Cumhuriyet rejimi, gücünü dayanağını kişi, grup ve sınıf egemenliğinden değil, geniş halk kitlesinin bütününden, millet iradesinden almaktadır.
Cumhuriyet rejiminin bütün vatandaşları yasa önünde eşit sayması, onlar arasında hiçbir ayrıcalık tanımaması, onların devlet yönetimine eşit olarak katılımını sağlaması, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini devlet teminatı altına alışı demektir.
Cumhuriyet rejimi aynı zamanda insan unsuruna verdiği değer, insan hak ve özgürlüklerine gösterdiği saygı nedeniyledir ki çağdaşlaşmayı, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı en iyi şekilde gerçekleştiren bir ortam oluşturmuştur. Diyebiliriz ki Türkiye'nin çağ atlaması, milletimizin Atatürk'ün önderliğinde her türlü engeli aşarak uygar bir toplum haline gelişi, laik ve demokratik cumhuriyet rejimi sayesinde mümkün olabilmiştir.
Yurdumuz insanı Türk milleti ise Cumhuriyete Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kavuştu. Önceleri devletimizin adı OSMANLI DEVLETİ idi. Devlet İdaresinde bütün yetki padişahın elindeydi. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nda yenik sayıldı.
Düşmanlar yurdumuza girdiler. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. Birçok yerde toplantılar yaptı. Hakkımızı "Ya istiklal, ya ölüm" parolası altında birleştirdi.
Biliyoruz ki Atatürk dahi bir asker, yüksek bir siyaset adamı, bir devlet kurucusu, bir devrimci, büyük bir düşünür, gerçekçi ve tutarlı bir uygulayıcıdır. Mondros Ateşkes Anlaşması ile Türk'ün öz yurdu olan Anadolu toprakları paylaşılma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca o, Türk Bağımsızlık Savaşı'nı başlatmış ve Amasya genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleriyle Türk ulusunu ulusal mücadeleye hazırlamış; uyarıcı, teşkilatlandırıcı yönleriyle de etkili olmuştur. Askerî harekât 9 Eylül 1922'de İzmir'de Yunanlıların denize dökülmesiyle sona erince, tüm dünyanın gözlerini kamaştıran bu zaferi Lozan Barış Anlaşması ile siyasi güvence altına alınmıştır.
Kurtuluş Savaşı'mızın zaferle sonuçlanmasını ve 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması'yla bağımsızlığımızın onaylanmasını takiben, artık mevcut devlet yönetiminin daha açık biçimde isim alması gerekiyordu.
23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi.
Gerçi, Milli Mücadele'yi Büyük Önder Atatürk'ün başkanlığında başarıyla yürüten "Türkiye Büyük Millet Meclisi" ve bu meclisin içinden çıkan "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti", yapısı ve işleyişi yönünden, ismi konmamış bir cumhuriyet yönetiminden farksızdı. Ancak, bu yönetime, çağdaş dünyanın gözünde daha belirgin bir nitelik kazandırma amacıyla 29 Ekim 1923 günü yapılan Anayasa değişikliği ile Cumhuriyet ilan edildi.
Bütün dünya devletleri, Türkiye'nin bağımsız bir devlet olduğunu kabul ettiler. Yurdumuz yeniden egemenliğine kavuştu. Devletimizin adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ oldu. Mustafa Kemal Atatürk ise, ilk Cumhurbaşkanımız olarak göreve başladı.
Cumhuriyet rejimi Milli birlik ve beraberliğimiz açısından da birleştirici ve pekiştirici olmuş, milli sınırlarımız içinde hiçbir ayrıcalık yapmaksızın bütün vatandaşlarımızın paylaştığı, yararlandığı, bu nedenle korumaya ve yaşatmaya kararlı olduğu bir yönetim haline gelmiştir…
İşte bize kazandırdığı bu değerler nedeniyle laik ve demokratik Cumhuriyet rejimi, memleketimizin ve devletimizin geleceği bakımından o derece önemlidir ki, Anayasamızda "Türkiye Cumhuriyeti'nin idare şeklinin Cumhuriyet olduğu" hükmünün değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği ayrı bir anayasa maddesiyle teminat altına alınmıştır.
29 Ekim 1923
“Efendiler, bugün Cumhuriyet’i ilan ettik!”
“Bugün yeni bir fidan diktik. Bu fidan büyüyecek, meyve verecek. Sizler bu fidana iyi bakın. Büyüttüğünüz bu fidan dünyada emsali görülmemiş bir güce ulaşacaktır. Sizler bu fidana sahip çıktıkça, Cumhuriyet her daim yaşayacaktır.”
Yaşasın Cumhuriyet!
“•Cumhuriyet özgürlük ve barış demektir.
• Cahil olan bir toplum cumhuriyeti kabullenmez.
• Cumhuriyet adaletin, ilmin, ahlakın ve demokrasinin iktidarıdır!.
• Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.
• Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
• Cumhuriyet fazilettir.
• İstikbal cumhuriyettedir.
• Cumhuriyet demek Atatürk demektir!.
• Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
• Cumhuriyet erdemli insanların rejimidir.
• Cumhuriyet fikren, ilmen, bedenen kuvvetli, ahlaklı ve seciyeli muhafızlar ister.”
Cumhuriyet tıpkı bir gül bahçesidir.
“Bir gün Atatürk ve bir çocuk gül bahçesindeyken, bir diken Atatürk’ün parmağına batar, çocuk bir dikenin nasıl Atatürk’ün elini delebildiğini sorar. Atatürk “Batmaz mı?” der. Çocuğun Atatürk’e “Senin elin kanar mı?” sorusu üzerine Atatürk “Kanamaz mı?..” cevabını verir. Bu cevap üzerine şaşıran çocuk “Ama sen Atatürk değil misin?” der. Atatürk o olduğunu söyler. Çocuk hala şaşkın halde “Ama” der, ancak Atatürk sözü alır:
“Sen şimdi bırak benim kim olduğumu. Bu gülü yetiştireceksen canın yanacak, elin kanayacak, güneş seni terletecek. “Bu bahçede gül bitmez” diyenler olacak. “Gül öyle yetiştirilmez, böyle yetiştirilir” diyenler olacak. Sen kendine şunu soracaksın: “Ben burayı gül bahçesi yapmak istiyor muyum? Ben burada dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum?” Eğer çok istiyorsan, ne eline batan diken ne de söylenenler umurunda olacak. Kim olursan ol tek isteğin şu kokuyu duymak olacak. Anladın mı?“
Diyen Mustafa Kemal Atatürk;
Çorak topraklardan bir gül bahçesi yaratmayı başarmış, adına da Cumhuriyet demiştir. Yarattığı gül bahçesine zarar verip, gülün dikeniymişcesine can acıtmak isteyenlerin illaki olacağını da ileri görüşlülüğü sayesinde görerek bizleri uyarmıştır. Türk halkına ve Türk gençliğine bu güzel kokular saçan gül bahçesini emanet etmiştir…
Yaşamak ne güzel değil mi bu gül bahçesinde? Özgürce, istediğin gibi… Her şeyi canının çektiği gibi yapmak hoş… Fakat bir de durup arkaya bakmak lazım. Geldiğin yola, tam arkana. Farkında mısın oradaki sisli havanın, çekilen acının? Görüyor musun bir elinde sancağı bir elinde süngüsüyle seni, senin geleceğini koruyan dedeni? Şimdi önüne dön. Güller içinde bir yol. Arkanda ise, toz duman bir özgürlük kavgası izleri. İşte gördüğün dikenli yol seni bu gül bahçesine getiren, ayaklarını yere sağlam bastıran yoldur.
Şöyle bir otur. Otur ve düşün. Ne acılar, ne çileler çekilmiş şu uğurda. Biraz da özgür olabilmek için, düşündüklerimizi kısık sesle söylememek için ne savaşlar verilmiş Anadolu'nun dört bir yanında. Dedeni askere yollarken bir damla bile gözyaşı dökmeyen mert annesini düşün. Ve onu düşünerek bak önüne, sağlam bak, tam önüne. Kimsenin ne dediği seni ilgilendirmesin. Kulaklarını kapat bağnaz düşüncelere ve senin yolunda gördüğünün tut elinden. Ama sakın unutma arkada yaşanmışları. Geçmişini, tarihini… Bu yola oradan geldiğini.
Kolay kazanılmayan bir cumhuriyetin çocuklarıyız, çocuklarısınız. Korumak istiyorsan cumhuriyetini hiç durma.
‘Oturduğun sıradan başla işe, kullandığın tebeşirden, yürüdüğün yoldan, baktığın, gördüğün, duyduğun her şeyden. Bilmediklerini araştır ve duyur duyması gereken herkese. Çekebildiğin yere kadar yükseklere çek al bayrağı, tutabildiğin kadar yüksek tut İstiklal Marşı'nı okurken sesini. Cumhuriyeti böyle koruyabilirsin, boş boş cumhuriyetçiyim diye bağırarak değil.’
Klasikleşmiş bir söz güzel tanımlar bunu: "Bize bu cumhuriyet dedelerimizden miras kalmadı. Biz onu torunlarımızdan ödünç aldık." Gerçekten düşüncelerimiz böyle olmalı. Öyle bir korumalıyız ki; sanki en yakın arkadaşımızın emaneti gibi, dedelerimizin yıllar önce bu vatanı koruduğu gibi.
Yapabildiğinin en iyisini yap şimdi. Unutma haritası olmayan bir hazinedir cumhuriyet. Ve bu hazineyi bulan hayatı boyunca daima zengin olur, hür yaşar.
Bakınız Anadolu ve Cumhuriyete ne güzel sesleniştir şu sözler:
“Ey Anadolu'm, güzel yurdum, Türkiye’m! Sen bin yıldır milletimize Halil İbrahim sofrası oldun.
Biz çoğaldıkça sen bereketlendin. Senin suyunu içtik, senin hür havanı soluduk. Senin ekmeğini yedik, senin sofranda beslendik.
"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı" varsa Türkiye'min bu bereketli sofrasının "sonsuza kadar" hatırı vardır. Öyleyse bu sofraya bıçak sokan ya nankördür ya da gafildir.
Ey Cumhuriyetim! Günlerden bir gün... Uzak değil, dün gibi yakın Ne Fatih'le İstanbul, Ne Süleyman'la Viyana önlerindeyiz... İstiklâl Savaşı'nın zor günlerindeyiz. Yukarıda gök çökmüş üstümüze, aşağıda yer yarılmış yutmuş bizi. İngiliz'i, Fransız'ı, Yunan'ı kıskıvrak yakalayıp tutmuş bizi. Sonunda: Bir Seyit Çavuş’un, bir Zeybek’in, bir Dadaş’ın, bir Adsız Kahraman’ın attığı mermi bu savaşta dengeyi bozmuş. İşte bu dengenin önderi ATATÜRK, bayramı Cumhuriyet’tir.
Bilmeyenler ne bilsin, bilenlere selâm olsun!.. Ey Anadolu'm, güzel yurdum! Sen, kederi kederimize, sevinci sevincimize, kaderi kaderimize benzeyen ölümsüz vatanımız... Ağrı’da dik başlı, Güneyde Fırat akışlı, Toroslarda sümbül kokuşlu, Antalya'da dört mevsim yazlı, Erzurum'da "on bir ay yirmi dokuz gün kışlı güzel Türkiye'm... Yozgat'ta kömür gözlü, Isparta'da gül yüzlü Anadolu’m... Sen bin yıldır doğanımıza beşik, ölenimize mezar oldun. Bizler de beşikten mezara kadar sana sahip çıkacağız.
Ey Cumhuriyetim! Günlerden bir gün... Uzak değil, dün gibi yakın. Ne Fatih'le İstanbul, Ne Süleyman'la Viyana önlerindeyiz... İstiklâl Savaşı'nın zor günlerindeyiz. Bütün düşmanlarımız kıskıvrak yakalamış bizi. Sonra: Biri Dicle, biri Fırat, biri Sakarya... Anadolu’nun bağrında ayağa kalkmış üç kardeş ırmak. Aynı vatan, aynı bayrak… Bu savaşta üç nehrin bir düşmana akması dengeyi bozmuş. İşte bu akışın önderi ATATÜRK, meyvesi Cumhuriyet’tir. Bu akışı bilmeyenler ne bilsin, bilenlere selâm olsun!..
Ey Anadolu'm, Güzel Türkiye’m! Bir gün bir Ferhat, sendeki bir güzele sevdalandı. Bu sevda uğruna dağları deldi... Ey güzel yurdum! Biz sendeki bir değil, bin bir güzelliğe sevdalıyız... Senin için dağları değil, çağları bile deleriz. Uğrunda bir değil bin kere ölürüz.
Ey Cumhuriyetim! Günlerden bir gün... Uzak değil, dün gibi yakın Ne Fatih'le İstanbul, ne Süleyman'la Viyana önlerindeyiz...
İstiklâl Savaşı'nın zor günlerindeyiz. Düşman her yanı sarmış, elimiz kolumuz bağlanmış. Sonra: Biri Yunus, biri Hacıbektaş-ı Veli... Anadolu’nun aynı yöne bakan iki manalı gözü… Bu savaşta iki gözün bir hedefe bakması dengeyi bozmuş. İşte bu bakışın önderi ATATÜRK, hedefi Cumhuriyet’tir.”
Bu bakışı bilmeyenler ne bilsin, bilenlere selâm olsun. Ben bir Yörük’üm Karakeçililer aşiretinden Anadolu'ya ve Cumhuriyet'e seslendim. İsterim ki her kes baksın sevdalansın bu topraklara, Anadolu’ya, bu vatana. Ve diyelim her bir cümleye; atalarımızdan emanet aldığımız bu Vatanın sahipleri yalnızca bu Vatanı karşılıksız seve bilenlerdir…
Bugün bu topraklarda tam bağımsız ve özgürce yaşayabiliyor isek; Atatürk ve o kahraman silah arkadaşları sayesindedir. Bu devlet onların aziz hatıraları üzerine inşa edilmiştir. Bu sebeple bize düşen en kutsal görev; atalarımızdan bize kalan Cumhuriyeti en iyi şekilde korumak ve yarına ümitle bakan nesillere bu değerleri en iyi şekilde anlatmaktır.
Bilmeliyiz ki, özgür doğmak şansına sahip olabiliriz ama özgür yaşamak için mücadele etmek zorundayız. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği yolda yürüdüğümüz sürece de, hiç bir gücün özgürlüğümüzü yok etme emellerine kavuşamayacağı inancımız asla sarsılmayacaktır. Hep birlikte Hep beraber, Tek sahip çıkacağımız şey CUMHURİYET’TİR.
Cumhuriyet Ülkemizin en büyük kazancıdır. Cumhuriyet erdemdir aynı zamanda. Çağdaşlığın göstergesi Demokrasinin ikiz kardeşidir adeta. İşte yeni bir heyecan var ülkemde. Yepyeni bir bayram var önümüzde. Bağımsızlığın, özgürlüğün birlikte yaşamanın bayramı var ülkemde.
Cumhuriyet, halktır, birlikteliktir, kardeşliktir ülkemde. Daima ileri gitmek adil bir şekilde paylaşmaktır eldekileri. Yaşamın kendisine el uzatmaktır kardeşliğin nefesiyle. Demokrasiyle olgunlaşmaktır. Hak ve adaletin tesisidir demokrasi kardeşliğiyle. Ve gülmektir acılara birlikte çekilen ızdıraba. Bağımsızlık savaşının meyvesidir Cumhuriyet. Demokrasiyle yoğrulmuş halkımızın tercihidir cumhuriyet.
Cumhuriyet erdemdir, paylaşmaktır, adalettir ülkemde. Özgürlüğün güvencesidir Mevlana ikliminde. Cumhuriyet bize emanettir ve onu yine biz yaşatacağız.
Gençlerimiz ve her gelecek kuşak bilmelidir ki, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi, Atatürk'ün önderliğinde bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu büyük başarının arkasında binlerce şehidin, binlerce gazinin harcı vardır. Bu bakımdan, kurulan bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi, geliştirilmesi, doğabilecek her türlü tehlikeden titizlikle korunması, Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk'e ve onun devrim arkadaşlarına borçlu olduğu kaçınılmaz bir görevdir.
Şüphesiz ki Cumhuriyet kuşakları, bu görevin bilinci içinde kendilerine bırakılan emaneti sürekli koruyacaklar, Türkiye Cumhuriyeti'ni, onun gibi gelmiş geçmiş ve dahi bir daha hiç onun gibi büyük bir önderin, milliyetçinin gelemeyeceği, Büyük Önder'in Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda sonsuza dek yaşatacaklardır.
"Türkiye cumhuriyeti; her anlamda, büyük Türk milletinin öz ve değerli malıdır. Kıymetli evlatlarının elinde daima yükselecek, sonsuzluğa kadar yaşayacaktır."
Bu güvenini birçok konuşmasında tekrar eden büyük önder, çağdaş düzeyde ve demokratik bir devlet yaratmak ülküsünün gençler tarafından bir ödev olarak kabul edileceğinin de bilincindedir:
"Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak ve yükseltecek sizlersiniz." Demiştir gençlere büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk…
Fani varlığı ile Türk ulusunun yaşamında parlak bir yıldız gibi kayıp geçen Atatürk,
"Biz Türkler ruhen demokrat doğmuş bir milletiz" diyerek, sınırsız bir gurur ve güvenle en iyi yönetim biçimini yakıştırdığı aziz ulusunun tüm varlığına yaşıyor; yön verdiği devrim ve ilkeleri ile özlemini duyduğu çağdaş uygarlık yolunda "Türk ulusunun yüce önderi" olarak liderliğini sürdürüyor.
Bu bağlamda; Cumhuriyet Bayramı coşkusunun bütün milletimizce derinden yaşanması dileğimle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor; 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutluyorum.
Ne mutlu Türküm diyene...
29 Ekim 2020
Ömer Sabri KURŞUN
(dipçe; bu yazıda bazı tarihi bilgiler için tarih kitaplarından ve tarihi yayınlardan, makalelerden faydalanılmıştır. Teşekkür ederim o kalemlere)
 
Etiketler: CUMHURİYET, BAYRAMI,
Yorumlar
Haber Yazılımı