Yazı Detayı
17 Haziran 2020 - Çarşamba 09:25 Bu yazı 3740 kez okundu
 
Eleştiri
Ömer Sabri KURŞUN
 
 

'Dünyanın en kolay işi ne?' diye soracak olursanız cevabım birisini eleştirmek olur.
Sermayesi sadece dildir…

Türk Dil Kurumu eleştiriyi ‘Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit” olarak tanımlıyor. Tanıma dikkat edilirse eleştirinin iki yönünden yani olumlu ve olumsuz eleştiriden bahsediyor.
Sözlük anlamı, bir şeye değer biçme, o şeyi değerlendirme demektir. 
Değerlendirme aşağılama, küçültme, yok etme anlamına gelmez. Ancak biz, eleştirme kelimesinden sadece olumsuzluk algılıyoruz. Gerçek anlamda eleştiri, bir kişi, eser ya da konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmaktır.
Eleştirmek bir yaşam becerisidir. Sanattır. Zarif biçimde yapıldığı zaman karşımızdaki ile aramızda köprü kurar. İnsanların birbirini anlamasını, yakınlaşmasını sağlar.

“Hiç kimse başkalarını eleştirerek yükselmemiştir.” Samuel Johnson
“Birini eleştirmek istiyorsanız, en uygun yer aynanızın karşısıdır.” Bernard Shaw

Eleştiri kültürü elbette olacaktır ancak daha iyisini ortaya koyamayan, daha güzeline vesile olmayan eleştirinin yersizliği açıktır. Eksikliğini görmüş olduğunuz hususlarda teklifiniz yoksa tenkidiniz lafı güzaf olmanın ötesine geçemeyecektir.
Eleştirinin yerinde olması; birazda yapılan eleştirinin neye hizmet ettiği ile ilgili. Yapılan eleştiri mevcut durumu daha iyi bir noktaya götürebiliyorsa, bir katma değer ortaya koyabiliyorsa o zaman yerindedir. Değilse mevcut durumu daha kötü hale getirecek, mevcudun da elimizden gitmesine sebep olacak eleştirinin, tenkidin, muhalefetin yersizliğinde hiçbir kuşku olmayacaktır. Dozu iyi ayarlanmayan eleştiri ve her şeye muhalefet olma arzusu belli bir noktadan sonra psikolojik rahatsızlığa sebep olabilecek bir durum olan “eleştiri hastalığı”na dönüşebilecektir.
İfade etmeye çalıştığım husus yanlışı ortaya koymaktan kaçınma durumu değil elbette. Bu anlamda inancımızın sahih eleştiriyi tövbe makamında gördüğünü ifade edebiliriz. Hakkı tavsiye etme, bir yanlış görüldüğünde “düzeltme” isteği elbette olacaktır. Ancak bizim burada belirtmiş olduğumuz husus mevcut hali daha iyi bir hale getirmektir.

İnsanlara yanlışlarını göstermek önemlidir. Ama yanlış olduğunu iddia ettiğiniz konuyu çok iyi bilmeniz, özümsemeniz gerekir. Eğer eleştirdiğiniz kişisel özelliklerse, en azından sizin yapmadığınız ve yapmama nedeninizin yanlış olduğunu bildiğiniz şeyler olmalı. Yalan söylemekle eleştirdiğiniz çocuğunuz, arkadaşınız, eşiniz, sizi hiç yalan söylerken görmedi mi? Yoksa onların söylediklerine yalan, sizinkilere durumu kurtarmak mı diyorsunuz?
Özellikle eleştirdiğinizi söylediğiniz kişi olmadan, ardından ister bir başkası ile ister bir grupla, isterseniz sosyal medya aracılığı ile olsun yaptığınız şeyin adı, en iyi bakış açısı ile dedikodudur.

“insanları eleştirirken acımasız olma, ne kadarını kaldırabileceklerini düşün.” Anonim

İfade etmeye çalıştığımız husus yanlışı ortaya koymaktan kaçınma durumu değil elbette. Bu anlamda inancımızın sahih eleştiriyi tövbe makamında gördüğünü ifade edebiliriz. Hakkı tavsiye etme, bir yanlış görüldüğünde “düzeltme” isteği elbette olacaktır. Ancak bizim burada belirtmiş olduğumuz husus mevcut hali daha iyi bir hale getirmektir.

Eleştirmeden önce kendini düşün!..

“İnsan gözdür görüştür gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır.”
“İnsanı ateş değil kendi gafleti yakar; Herkeste kusur görür kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan o sana öyle bakar. “ (Mevlana)

"Düşünmeyen insanlar sadece düşünen insanları eleştirmek için düşünürler..."
"Her budala eleştirebilir ve çoğu budala da bunu yapar."
"İşi bilen yapar, az bilen akıl verir, bilmeyen eleştirir, yapamayan çamur atar."

‘Eleştiri’ diye bir kavram var hayatın içinde. Başkaları için sürekli kullanılan fakat insanın kendisi üzerinde pek uygulamadığı bir kavram. Hatta her insanın hoşuna gitmeyen bir kavram…
Olması da yer yer gerekli olan bir kavram. İyi niyetle kullanıldığı takdirde olumlu ve dünyayı güzelleştirecek bir kavram…
Aslında eleştirmek, eleştirilmek yerine ve zamanına göre uygulandığında pek de can sıkıcı bir kavram olmamalı bence. Tabi ki eleştirilen kişiyi rencide etmemek, o kişiye fayda sağlayacak şekilde olduğu takdirde.

Fakat insanlar bunu başka amaçla kullanıyor çoğunlukla… Adına dedikodu denen bir kavrama çeviriyorlar…
Seviyor insanlar dedikodu yapmayı. Başkalarını yargılamayı ve eleştirmeyi, ayıplamayı kendilerine bir vazife biliyorlar…
Sevmediğimiz insanları eleştiririz. Hatta yargılarız. Soru bile sormadan, içinde bulundukları durumları bile anlamadan, anlamaya çalışmadan. Zira tek doğru bizim doğrumuzdur. Tek yol bizim yolumuzdur.

Biz insanlar garip yaratıklarız. Eleştirir ama eleştirilmeye gelemeyiz.
Eleştirmek kötü bir hastalıktır. Hatta bulaşıcı bir hastalıktır... Belki de salgın…
Kızgınlık esnasında bir arkadaşınızı bıçakladığınızı düşünün. Bıçağın keskin yüzü göğsüne battıkça, arkadaşınız şaşkınlıkla ve zorlukla nefes almaya çalışır. Sersemlemiş bir şekilde ve dayanılmaz acıyla yüzünü buruşturur. Kan kaybederken uğradığı şoka yenilir ve yere yığılır.
Neyse ki birisi ambulans çağırmıştır ve ambulans kısa sürede gelir, arkadaşınızı hastaneye yetiştirir. İyileşse de, göğsünde yaşamı boyunca taşıyacağı çirkin bir yara izi kalmıştır.

Bunu yaptığınızı tahayyül etmek zor değil mi? Ve eğer yaptıysanız, eminim verdiğiniz zararı anladıktan sonra, böyle bir şeyi bir daha asla yapmazdınız. Yine de, büyük çoğunluğumuz sevdiğimiz insanları neredeyse her gün incitiriz ve bunu yapmak için kan akıtmayan, görünmez bıçaklar kullanırız. Seçtiğimiz silah eleştiridir. Neden olduğumuz hasar gerçek bir bıçak tarafından verilebilecek kadar kötüdür.

Başkaları hakkındaki olumsuz görüşlerini rahatça ifade eden kişiler çoğunlukla, ne kadar büyük acılara sebep olduklarının farkına varmazlar. Bazı insanlar ise açık sözlü olduklarını öne sürerek, çok az tanıdıkları insanları bile eleştirme becerileri ile adeta övünürler.

Eleştirilerimiz başkalarının kendine saygısını zedeler. Sevilmediklerini hissederler ve kendilerinden şüphe duymaya başlarlar. Henüz yaraları iyileşmeye zaman bile bulamadan, onları aynı yerden tekrar tekrar bıçaklarız.
Acaba nasıl oluyor da bu kadar zalim olabiliyoruz? Belki de silahlarımız ve kurbanlarımızın yaraları görünmediği için aldanıyoruz. Neden bu kadar kötüyüz? Kendi güvensizliklerimiz yüzünden. Peki, nasıl düzelebiliriz?
Bir dahaki sefere iğneleyici sözlerle birini yaralamak istediğinizde, bir an durun ve zihninizde, tutmakta olduğunuz bıçağı görünür olarak canlandırın. Vermek üzere olduğunuz zararın farkına vardığınızda, eminim ki duracaksınız.
Bazen neden olduğumuz hasar öyle incedir ki farkına varamayız. Buna bir örnek, yapmakta olduğumuz övgüyü “ama” sözcüğü ile birlikte kullanmaktır.

Bazı insanlar vardır ki eleştirmeyi, yargılamayı, karşılaştırmayı, suçlamayı bir hak görür. Hiçbir şey mutlu etmez onları... Sanki peygamber soyundan gelmişler gibi.
Onlar çekiçtir başkaları ise çivi... Görevi ise herkese çekiç olduğunu göstermektir.
Karşılarındaki insanlar farklı düşünmediği için onları suçludur onlara göre.
Her insan birbirinden farklı geçmişlere, fiziksel, zihinsel, ruhsal yapıya sahip…
Herkesin kendine göre bir gerçeği var.
Dünyada milyarlarca insan var, milyarlarca da farklı bakış açısı ve görüş var demektir bu.
Sen bensen, ben sensem, nedir bu eleştirme?
Neden bu hoşgörüsüzlük, neden bu toleranssızlık?
Kabul etmek bu kadar zor olmamalı. Yaşadığımız dünya her açıdan muhteşem güzelliklerle dolu bir tabiata sahip.

Sürekli kendisini öven, muhteşem başarılara imza attığını düşünen, olay başkalarını eleştirmek olunca ağzındaki tüm kötülüklerini saçan ama kendisini mükemmel gören insanların cehaleti dünya üzerinde hâkim durumda.
Eleştiri konusunda olması gereken öncelikle kişinin kendini eleştirmesidir bence ve her insan eleştiriye açık olmalıdır. Tabi ki eleştiri, rencide etmek boyutunda olmadığı sürece…
Zaten kendini eleştiren ve eleştiriye açık olan bir insan da kendisiyle barışık bir insandır.

Kişi başkasını eleştirmeden önce kendine bir bakmalı. İçinde olduğu duruma, karakterine, geçmişine… Öyle ki bazen başkasında eleştirilen bir davranış, kişinin kendisinde de mevcuttur aslında. Ama ne yazık ki insanlar kendi yanlışlarını çoğu zaman kabullenmezler. Başkası yapınca yanlıştır denilip eleştirirler fakat söz konusu kendileri olunca o yanlışı pek ortaya atmazlar. Hatta eleştirilmek bile istemezler.
Kim mükemmeldir ki diğerlerini eleştirsin? Kim kime bu hakkı vermiş ki birisi diğerini eleştirsin?
Kul kulu eleştirebilir mi?
Kul kula sadece fikrini söyler ama onu değişmeye zorlayamaz.
Kul kulu kabul etmeme hakkına sahip değildir, ama ondan farklı düşünme ve yaşama hakkına sahiptir. Kul kula bir şey dayatamaz. Her insan özgür iradeye sahiptir
Her insan bu gizemli hayat oyununda bir görevi olan özel bir varlıktır. Her insan biricik ve eşsiz potansiyele ve imkânlara sahiptir. Her insan ayrı bir değerdir.
Bazı insanlar vardır ki, sadece eleştirir ama çok da takılmazlar...
Hatta bazıları eleştiriye sadece “teşekkür ederim” der ve o eleştiriden alması gerekeni alarak ve hemen hayatına uygulayarak yoluna devam eder. Şikâyet etmez, bahane bulmaz, kendini ispata çalışmaz. Neyse odur…
Bu yüzden de eleştiriyi bir öneri gibi kabul ederek kendi kafasına da yatıyorsa hoş görebilendir.

İyi, kötü salt bir yanılsama... Hayatı iyi, kötü yapan tek şey insanın bakış açısı.
Bu dünyadaki kötülükler hep insandan ve insanın bu güzelliklere farklı bakmasından kaynaklanıyor. Güç ve iktidar savaşından kaynaklanıyor.
Elbette hayatta hatalar olacaktır ama hata diye bir şey yoktur. Sadece deneyim kazanmak ve ilerlemek vardır.
Zira bu hayatta her şey insanın tekâmülü için gelir başına. Öğrensin de ruhen büyüsün diye.

Toplum olarak kendimize toz mu konduramıyoruz ya da toplumumuzun insanları haddini mi aşıyor?.. Oysaki herkes kendi hayatından mesuldür ki eleştirmeden önce herkes önce kendine bakmalı…
Eğer sende öyleysen o eleştiriyi yapma hakkın yoktur... Ha öyle değilsen de eleştirilerini kırmadan yapmalısın… Daha da komiği ise bu insanlara eleştiri yaptığında hemen sivriliyorlar... Oysa asıl kendileri değil midir ki insanları acımasızca, kendine bakmadan eleştiren?

İnsanlar karşısında ki insanı eleştirirken önce kendisine bakmalı.
Evet, işte bu yüzden...
Eleştirmeyi sevenlere ve bunu görev edinenlere birkaç sözüm var!..
Kimi eleştiriyorsanız, aslında kendinizi eleştiriyorsunuzdur. Sizi kızdıran, kudurtan ne varsa sizin kendi içinizdeki bir eksikliktendir. Her şey sizi size buldurmak için yaşanır. Herkes, her olay, her koşul, her durum sizi size buldurmak için aynadır.
Haklı bir eleştiri bile doğru şekilde, doğru zamanda, doğru tarzda, yapılmadığı sürece karşı taraf tarafından algılanmaz.
Mevlana güzel demiş...”sen ne söylersen söyle, söylediğin karşıdakinin anladığı kadardır”
Bu yüzden eleştirmek yerine, karşıdakini TAMAMLA.
Kimseyi değiştiremezsin ama örnek olabilir, yol gösterebilirsin.
Eleştirirken sen haklı bile olsan karşıdakini kaybedersin. Mesajın ne denli güzel ve doğru olsa bile...
Bu yüzden karşıdakine anlayacağı dilden yaklaş...”Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” misali...
Tamamlarsan yardım edersin ve karşıdakine bir şey öğretirsin ve onu kazanırsın. Tamamlamak olumlu bir yol ise, eleştirmek zarar verici bir yoldur.
O yüzden karşıdakini kazan ki, sana minnet duysun, saygı duysun. İnsanları kaybetmeyi değil, her durumda kazanmayı düşün.

Evet, kolay değil ama kolay olsa zaten herkes yapardı.
Siz de bundan böyle, başkalarını eleştirmeye başlamadan önce kendinize şu soruları sormayı deneyin:
-Bunları söylemem gerçekten gerekli mi?
-Eleştirilerimde adil davranıyor muyum? Yoksa aşırıya mı kaçıyorum?
-Söylediklerim karşımdaki kişinin duygularını incitecek mi? Bunları söylemenin daha yumuşak bir yolu yok mu?
-Söylediklerim karşımdakinin davranışını değiştirecek mi?
-Benim onu eleştirdiğim şekilde beni eleştirseler, kendimi nasıl hissederdim?
-Bu eleştiriyi yaptığımda kendimi nasıl hissedeceğim? Bunu yaparken zevk mi alacağım?
Olumsuz bir hareket yapan kişiye eleştiri güler yüzle ve sevgiyle yöneltilirse değişime uğrayabilir. Dolayısıyla eleştiriyi yaparken zevk alacağınızı düşünüyorsanız, bu olumsuz sözleri söylemekten kaçının. Belli ki niyetiniz samimi değildir ve bu yüzden de eleştiriniz istediğiniz sonucu yaratmayacaktır.
Evet, iyi düşünün ve bu soruları laikiyle cevaplandırmadan önce ağzınızı açmayın
Karşınızdaki insanı eleştirmeden önce kendi hatalarınızı düşünün, kendi kendinize eleştirel yanlarınızdan söz edin. Yani iğneyi kendinize, çuvaldızı başkalarına batırın.
Eleştiriniz varsa olumlu olsun karşıda ki kişiyi doğru yöne götürsün. Kibar olun, insan olun, sizin de kul onunda kul olduğunu unutmayın eleştirirken… Hata insana mahsustur…

Bir önlemli unutulmaması gereken de şudur ki; başkasını eleştirmeden önce kendinizi eleştirmeyi bilmelisiniz. Ya da eleştirilmekten hoşlanmıyorsanız siz de başkasını eleştirmemelisiniz derim.
Son olarak şunları demek isterim; başkalarının kusurları konusunda sabırlı ol; onlar da seninkiler konusunda sabırlı olmak zorundadırlar.
Bugün toplum olarak marifete, iltifatla yaklaşamadığımız, işini iyi yapan insanları taltif edemediğimiz, yani kadir kıymeti bilinmesi gerekenin kadir kıymetini bilemediğimiz için yetenekli insanları eleyen bir toplumsal hayatı yaşıyoruz. 
İyi olanın, güzel olanın, kaliteli olanın hayatlarımızda daha fazla yer bulabilmesi; toplum olarak her birimizin iyi olana, güzel olana, kaliteli olana karşı tavrımıza bağlı. 
Bizim kötülüklerden, eksikliklerden, yanlışlıklardan sitem etmekten kurtulabilmemiz birazda iyiye,  güzele olan yaklaşımımıza bağlı. Yaklaşım tarzımızı salt eleştiri olmaktan çıkarıp, marifeti iltifata tabi kılarak belki yaşamış olduğumuz hayatın içinde daha güzel kokular alabiliriz. 
Mesele esasen yaşamış olduğumuz hayattan hangi kokuyu almak istediğimizde düğümleniyor. Hep kötü koku ile yaşayamayacağımıza göre güzelliklere daha fazla yer vererek marifeti zayi olmaktan kurtarabiliriz. Sözü hulasa edecek olursak; bizi daha iyiye ulaştırmayan teklifsiz tenkitin hastalıklı halinden kurtaracak olan; güzelliği iyiliği, marifeti taltife yer açmak olacaktır.

Haydi, şimdi günü değil ama yazıyı bitirelim bugünlük şu cümlelerle dostlarım…
Ve deriz ki sevin, sevin ki sevilin; hayat sevince güzel ve bu ülkenin sahipleri yalnızca bu ülkeyi karşılıksız seve bilenlerdir…
Kim; Barış adına, Sevgi adına, İnsanlık adına yoklama alırsa, evet ben; ‘Buradayım...’____Her bir yüreğe uzun sağlıklı, mutlu, içi güzelliklerle yüklü, sevgiyle dolu bir gününüz olsun hayat ağacınızın dallarına asılan. Mutluluk ise ruhunuzu güzelleştiren duygu giysisi olsun…

 
Etiketler: Eleştiri,
Yorumlar
Haber Yazılımı