Yazı Detayı
03 Ekim 2020 - Cumartesi 23:50 Bu yazı 451 kez okundu
 
GÖNÜL AYNASI
Ömer Sabri KURŞUN
 
 

“EY DOST! Aynaya iyi bak” Aynalar yalan söylemez…
Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?
Kemik ve etten yüzünüzü mü? Sadece dış yüzünüzü görüyorsanız kalp gözünüz kapalı ve aynanız kirlidir. Aynaya baktığınızda iç yüzünüzü görüyorsanız kalbiniz tezkiye olmuştur.
“Ayna kirlenmiş, göremiyorum kendimi.” mi? diyorsun; “Gözündeki kiri sil, bir de öyle bak.”

Ayna sende olanı, sana yansıtır. Sende olmayanı yansıtmaz. Yüzünde gözünde ne varsa onu gösterir. Aynalar yalan söylemez. Kalbinizi ve gönlünüzü göremiyorsanız, iyi aynaya ihtiyacınız var. Başkalarına iyi ayna olmaya bakın.
Aynaya baktığınızda asıl kendinizi görebiliyor musunuz? Yoksa olmak istediğiniz başka birini mi? Ya da bir başkası olduğuna herkesi inandırmak isteyen birini mi? Egonuzla, benliğinizle şişmiş sûretinizi mi görüyorsunuz, yoksa iç yüzünüzü mü?

Ayna; TDK ve sözlüklerde ışığı yansıtan,  maddelerin ve varlıkların görüntüsünü gösteren cilalı sırlı cam diye anlatılır.
İnsanların çoğu günün ilk saatlerini karşısında geçirdiği aynaya nasıl bakmaktadır? Bedeninizi mi görmektesiniz? Yoksa gözbebeklerinin içinde aksimizin görüntüsünün derinliklerindeki ruhu mu görmektesiniz. Maalesef birçok kişi makyajlanmış yüzler gibi dış görünüşle,  şekille uğraşmakta görüntünün altındaki öze bakmayı bilmemektedir. 
Aynaya baktığında yansıyan görüntü ile yüzleşebiliyor musun? 
Ayna ile yüzleşme esnasında içindeki sesle konuşup aksayan yönlerini düzeltmek için çaba sarf ediyor musun?
Gönül gözünle bakabiliyor musun? Kalbini görebiliyor musun? – Kalp derken bir parça etten oluşmuş organımızdan bahsetmiyorum- Aynaya bakan göz,  gözün gördüğünü tanımlayan beyin,  ama gözün gördüğünü yorumlayan gönüldür.
Gönül Türkçeye özgüdür. Başka dillerde eşi benzeri yoktur. Başka dillerde manevi yönü gönül ile ayna aynı şeydir.
Gönül aynaya benzetilir. Gönlün insana iyi, doğru ve güzeli gösterebilmesi için düzgün, pürüzsüz ve tertemiz olması gerekir. Gönül aynası eğri, pürüzlü, kirli ve paslı olursa hakikati göstermez…

Murat Bilgili “Batının şövalyeleri,  Doğunun Fakirleri “ isimli okuduğum kitabında şöyle yazıyordu; kalbin ortasında var olduğu kabul edilen siyah bir nokta bulunur. Buraya süveyda-ül kalp denir. Bu nokta kötülük ve günah yeridir. İnananlar için ise basiret ve idrak noktasıdır. İşte gönlün var olduğu yer bu noktadır. Bu nokta insanın hakikati ve ruhudur. Süveyda-ül kalp bu özellikleriyle ikiyüzlü yuvarlak ayna olarak yaratılmıştır. Biri maddi diğeri manevi âleme bakar. Ayna cilalı ve parlak olduğu ölçüde mana suret kazanır. Ancak cehalet,  taassup,  gafillik,  şehvet ve ihtiras aynaya parlaklığını kaybettirir. Bilgi inanç,  iffet ve sevgi gönül aynasının yeniden cilalanmasını sağlar. Bu şekilde parlayan gönül aynası hakikati yansıtan batan güneşinin doğmasını sağlar. Dolayısıyla ayna insan gönlünün şekillenmiş halidir.

HZ. Mevlâna, Şems’in aynasında kendi güzelliğini gördü.
Şems Hz.leri, Hz. Mevlanâ’ ya ayna oldu. Şems Hz.lerinin aynasında gördüğü kendi eşsiz güzelliğine hayran oldu. Gönlündeki Allah aşkını Şems Hz.lerinde yaşattı. Allah cemalinin parlak tecellilerini onun aynasında görüyordu.
Aynada görünen, kişinin kendi dünyasıdır. Ayna ne kadar cilalı ise, kendine yansıyan görüntüyü de o kadar iyi temsil eder. Mesnevi’deki hikâyeyi dinleyelim:
“Bir gün padişah Türk ressamlarıyla Çin ressamlarını çağırtır. Onlara bir oda verir ve odanın duvarlarını süslemelerini ister. Araya da perde koyar ki biri diğerinin yaptığı resimleri görmesin. Çinli ressamlar duvarları süslemeye başlarlar, Türk ressamlar da duvarları süslemeyip cilalamaya başlarlar. Verilen mühlet dolar. Aradan perde kaldırılır, Çinlilerin yaptıkları resimler, Türklerin cilaladığı duvara akseder ve cilalı duvardaki görüntü daha güzel olur.”
Mevlânâ Mesnevî'de gönlü çeşitli benzetmelere tâbi tutmuştur. Bunlardan en önemlisi “ayna” benzetmesidir. Gönül aynası pek çok yönüyle ele alınmıştır. Bilindiği gibi “ayna” remzi tasavvufî düşünce sisteminin en temel esaslarından birisidir.
Her organın bir yaradılış amacı vardır. Kalbin yaradılış gayesi, Allah sevgisine ve Allah inancına sahne olmasıdır. Oraya, bunun dışında daha basit ilgiler ve sevgiler sokarsak onu amacı dışında kullanmış, dolayısıyla kirletmiş oluruz.
İnsan varlığında gönlün yeri büyüktür. Yeryüzünde Kâbe’nin Müslümanlarca değeri ne ise, insan bünyesinde gönlün yeri odur. Şu farkla ki; şair ve bilgin Molla Cami’nin (ö. 898/1492) deyişiyle söylersek: “Kâbe Azer oğlu İbrahim’in yaptığı bir binadır. Oysa gönül yüce Allah’ın nazargâhıdır, O’nun baktığı, değer verdiği yerdir.” (Kâ’be bünyâd-ı Halîl-i Azerest / Dil nazargâh-ı Celîl-i Ekberest.)
Yunus Emre de aynı şeyleri Cami’den evvel söylemişti:
“Gönül mü yeğ Kâbe mi yeğ eyit bana ey aklı eren
Gönül yeğdürür zîrâ kim gönüldedir dost durağı”
İnsan kendi gönül aynasını temizleyip parlattığı zaman, karşısındaki insanın görüntüsü o aynada güzellikler hâlinde yansır ve insan karşısındaki varlığı güzel görür; ayna kirli olduğu zaman da karşısındaki varlık çirkin görünür.
Aynaya gönül gözüyle bakıldığında gören de görünen de aynıdır. Mânevî hakikatler gönül aynasında tecelli edince gönül, ilahî nurların ve güzelliklerin kaynağı haline gelir.
Eğer aynaya baktığınızda nefsin hatlarından tecessüm etmiş yüzünüzü görüp kabarıyorsanız, sizin aynanız lekelidir. Aynanız değiştirin. Gönlünüzü, kalbinizi gösterecek bir dost ayna bulun. Aynaya bakışınız kendi sûretine hayran beşerin ayna tutkusuna benzemesin. Bu güruhun aynaya baktığı gibi bakmayın aynaya.
Aynalar olmasaydı, kendimizi bilemezdik. Aynanızı iyi seçin ve aynaya iyi bakın. Aynaya bakmak marifettir. Aynaya bakma tâliminde Necip Fâzıl’ın “Aynalar” şiirini çokça meşk ediyorum. Onun aynaya her baktığında yüzünde gördüğü günahlardan dolayı büyük ıstırap çektiğini anlayınca aynaya bakışım değişti.
Ham ve nefis ehliyken baktığı aynalar şairin günahlarıyla doludur. Bu hamlık içindeyken aynalar “zindan” a dönüşmüştür. Kimse bilmese bile aynalar bilmektedir. Her günahında aynalara yakalanmakta ve acı duymaktadır. Bu sebeptendir ki “Aynadaki Yalan” romanında kendi iç yüzünü yazmıştır.
“Aynalar söyleyin bana ben kimim?” diyen şair, aynadaki “Ben” i yeterli bulmuyor; çünkü insan sadece suretten ibaret değil. “Aynadaki Hayâlime” şiirinde de “Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün / Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm” diyerek kendi aynasına sitem eder.
Çok soru sordum, bir ömür sordum da durdum. Sonra durdum. Dinleyenim yok imiş.
Küstüm dünyaya, çekildim bir kuytu köşeye, seyreyledim âlemi, dost bildim kalemimi.
Bir öfkem vardı ki sorma, dinmez, din(le)mez. Dünya yanlış, ben doğru, onlar eksik, ben tamam… ‘Çıksam' derdim köşemden, çıksam da haykırsam. Tüm sesleri birleşse evrenin, soluğum bile olamazdı, yetmezdi cesareti hiçbir ben-i âdemin ve hiçbir hikâye benimki kadar yarım olamazdı. Bendim yazılmamış masalların ismi saklı savaşçısı ve onurumdu yüzüme gözüme bulaşmış boyalarım- kendimden başkasına yakıştıramadığım. Tüm nefesler birer fısıltı, yüzler bakmayı bilmeyen birer gölgeydi zifiri karanlığında zamanın. Ama ben, ne de güçlü, ne de vazgeçmiş, ne de asildim her atışında kalbimin.
Bir ‘insan'dım ki sorma. Yanlış dünyanın tek doğrusu, cevapsız soruların tek hâkimi ben… 
Bir ‘insan'dım ki sorma! Dünyanın merkezinde ben, etrafımda güneşler dönerdi ben istesem.
İşte o ben, bir sabahında beğenmediği dünyanın, ışıksız kaldı. Baktı ‘insan' sağına, soluna, önüne, ardına; baktı ki içindeki ateş yakmış bitirmiş bedenini. Gecesine ağır gelmiş gölgesi. Koşa koşa gitti aynasına, yaklaştı, göremedi kendini. Durdu karşısında, gözlerinden aktı sözleri ‘Kirini sil, bir de öyle bak.'
Anladı insan; dinleyeni yok idi çünkü söylediği boş idi. Yalnız gözleri değil, aklı da kör idi. Kahraman saydığı ‘kendi' gölgeler arasında cılız bir nefes idi. Uyandı yeni günün sabahına, yolu uzun idi. Adımları acemi, gönlü ürkek idi. Ayna dedi ‘Gelmek için gitmek gerek. Yolcu, yolunda gerek, yolunda sana bir tek sen gerek.'
İnsan âciz bir varlık oysa. Fakat cemiyetin iltifatına sarınıp aynasını değiştirir ve kendini dev gibi görür. Ama bilmez, bu bir sınavdır. Fena bir sınav… Geçmesi zor, aldatıcı soruları ve vizeleri olan meşakkatli bir imtihan… Çünkü zaman hızla akar ve mevzular değişir.
Şeyh Galib aşağıdaki beytinde insanın, esmai ilahiyyenin fiilî tecellîsi olan kainatın küçüğü ve özü olduğunu, âlemin esrarlı derinliklerini bir mıknatıs gibi kalbinde toplayabilecek bir GÖNÜL AYNASI kabiliyetinde bulunduğunu ne güzel ifade eder:
“Hoşça bak zatın kim-zübdei alemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvan olan ademsin sen…”

(Gönül güzü ile bak kendine. Yaratılanların özüsün sen. Kâinatın göz bebeği olan âdemsin sen.)
Gönül aynanızı cilalayın dostlar…
Efendimiz s.a.v.’ın “Mü’min mü’minin aynasıdır” buyruğunca gönül aynasını cilalı tutmak gerek. Aynanın cilâlanması, kalbin veya gönlün arındırılmasını ifade eder. Pas ve kir, kalbin Allah’tan başka şeylere ilgi duymasıdır. Aynanın görüntüyü iyi yansıtabilmesi için pastan temizlenmiş olması gerekir. Kalp ne kadar iyi saflaştırılırsa, ilahî feyz o derece fazla yansır.
Gönül aynasını temiz tutmalı ki başkalarına ayna olsun. Gönül aynası temiz olanları kendine dost edinmeli ki, çirkinlikler dostun aynasında kontrol edilsin. Sadi-i Şirazî’nin sözüyle, “Sen aynanı temiz tut. Paslı bir ayna, yârin cemalini nasıl aksettirir?”
Perde çekilmiş gözler, gözleri kör edilmiş bir kalp geldi aklıma... Evet, bu günde sona geldik, kalem dinginliğe ulaştı, birkaç cümleden sonra son sözleri bırakıp çekileceğim bu gün huzurunuzdan. 
Varın siz düşünün sabah aynalara bakarken. Ve derim ki şiirler bahane dostluklar şahane, gönül heybemden gönül heybenize en derin sevgi ve muhabbetlerimi uyandığınızda ak güvercinlerim gönül pencerenize bırakmış olacak…
Evet, son söz şöyle;
Onlar da göremezler asıl olanı da, doğru zannettikleri yanlışların ardında bir ömrü yok edeler...
Halit Ziya Uşaklıgil’in bir postacı üzerinden hayatın çekilmez noktalarına değindiği, duygulandıran kısa hikâyesinde dediği gibi…
Ömr-i tehi diyoruz ya; öyle galiba...
Ömr-i tehi (boş hayat)yaşamamanızı dilerim bugünden sonraki yaşamınızda dostlar…

 
Etiketler: GÖNÜL, AYNASI,
Yorumlar
Haber Yazılımı