Akhun Nadi Müftüoğlu Yazdı..
İç Anadolu'nun uçsuz bucaksız bozkırının ortasında ,
Yemyeşil bir ilçe BOR.............
Yeşil Bor'un yeşil istasyonu...........................
İstasyonda yemyeşil bir çay bahçesi......
Bahçenin çayı taze ve demli,gölgesi koyuydu............
Bahçenin ortasında minyatür bir havuz......
Havuza ıslatılmış ayran,limonata ,gazoz şişeleri.....
Çay bahçesinin önünde sevimli bir çeşme........
Çeşmenin alın yazısı şöyleydi;
"Dur yolcu Bor'un emsalsiz suyundan içmeden nereye?........"
Borlunun misafirperverliği bu cümle ile başlardı......
Her Bor'a gelene,
Trenle geçerken Bor'a uğrayan her yolcuya ....
Bu sudan içirirdik, Bor'u unutmasın diye.............
Yaz gelince herkes bağlarına göçer,
Adana' dan yaylacılar trene biner,
Sandık -sepet, pike- döşek Bor'a gelirlerdi......
Kışlık evleri yayla evi olarak kiralardı,
Kara tren geldiği zaman ,
Bor'a misafir gelmiş demekti,
Bor'a yaylacı gelmiş demekti,
Asker sevkiyatı,dağıtımı var,Bor'dan asker geçecek demekti,
Kara treni, Toros ekspresini karşılayıp göndermek;
Bor 'un en güzel eğlencesi,
En keyifli seyir olayıydı........................
Yolcu beklemek,seyir için gitmek,"Trene çıkmak" demekti...
Yolcu trenleri,marşandizler,ekspresler merakla beklenir,
Geliş,kalkış saatleri herkesçe bilinir,tehirler bile takip edilirdi....
İstasyonun çay bahçesi bir adresti,
Yolcular,yolcu bekleyenler, yolcu uğurlayanlar bu bahçede beklerlerdi,
Trenin tipine göre seyyar satıcılar çeşme önüne mevzilenir,
Simitçiler,ayran ,limonata,Bor Gazozu satıcıları,
Beşikçi Bahri Ağa ve oyuncak tel beşikleri..............
Yaldızlı soba boyası ile boyanmış pırıl pırıl beşikler.....
Mevsim meyvelerini satan çocuklar..............
Hazırlıklarını yapar bekleşirlerdi...
İstasyon cıvıl cıvıl çocuk sesleri ile çınlardı......
Bu seslerin arasına düdük sesi ve uyarılar karışınca tren geliyor demekti,
Tren kara duman ile buharını birbirine kata kata....
Homurdana homurdana istasyona uzun bir düdük eşiğinde girerdi.....
Trenden salkım saçak yolcular Bor'a bakardı.....
Bekleyenlerde meraklı gözlerle kompartımanları tarardı,
Tren fazla buharını bulabildiği her yerden boşluğa salar,
Bembeyaz buharlar içinde dururdu.............
Yolculardan çeşmeye ve tuvalete koşuşturma başlardı,
Malum molada kalıp treni kaçırmak da vardı......
İnenler,binenler, ihtiyaç giderenler,satıcılar...........
Derken ...tren bir afra tafra ile dumanlar saçarak,
Düdükler çalarak yavaş yavaş harekete geçer,
Biraz sonra büyük bir gıcırtı ,cayırtı ile fren yapardı,
Su deposunu dev istasyon su kulesinin bez hortumuna denk ederdi,
Su alma boyunca bir mola daha kullanılır.......
Meyve satıcıları bu su alma olayını satış yaparak değerlendirirdi,
Derken bu dev ejderha her yeri titreten düdüğü ile uzun uzun çalarak...
Kalkış vakti geldiğini duyurur ,bir koşuşturmadır başlar.....
Trenden son atlayan satıcılar ile son anda binmeye çalışan yolcular çarpışırlar....
Makinist son perdeden islimi verince koca tren,
Burnundan alevler saçan bir ejderha gibi kıvrılarak harekete geçer,
Bu arada son vedalaşmalar, el ,mendil sallamalar.......
Birbirleriyle eline yazı yazar gibi yaparak mektup yaz demeler...
Trenler sevdalıları kavuşturur,
Trenler sevenleri birbirinden ayırır..........
Kimilerini gurbete götürür,kimilerini sılaya getirir.....
Tren gittikçe küçülerek ufukta kaybolur...........
O büyük gürültü,düdük sesleri,çoluk çocuk bağrışmaları azalır........
Yerini hamal ve at arabacılarının bağrışmalarına bırakırdı..............
Bir anlık sessizlikten sonra kömürcü çocuklar belirir.......
Zuladaki tenekelerini alarak, koşuşturmaya başlarlar,
Trenin su kulesine bıraktığı yarım yanmış kok kömürü yığınına yönelirler...
Hararetli bir çalışma başlar........
Dumanlar çıkan köz dolu yığını eşelemeye başlarlar......
Ellerini yaka yaka kok kömürü parçalarını toplarlar........
Her bir kömür parçası......
Ekonomiye katkı demekti,
Ekmek katık parası demekti...
Evdeki yaşlı anneye ilaç parası demekti,
Ayaktaki yırtık ayakkabının yerine yeni ayakkabı demekti,
Okul açılınca defter kalem demekti,
Sıcak demirciler,çancılar dört gözle bu kara elli çocukları beklerlerdi......
Tren gelmesi demek Bor'a karpuz gelmesi demekti.........
İstasyon sakinleşince,bastaya karpuz nakli başlardı..........
Küçük bir ücret beraberinde kırılan karpuzları yeme karşılığı,
Vagondan at arabasına,traktöre,kamyona yükleme yapılırdı,
Şehrin içinden geçerken sağa sola karpuz dilimleri atarak bastaya gidilirdi,
İstasyonun en sakin zamanlarında bu çeşmenin başında aşıklar buluşur,
Mektup alış verişi olurdu,
İstasyonun ağaçlarına kalpler çizilir,isimlerin baş harfleri kazınırdı,
Dersten kaçışların son noktası hep istasyonun çeşmesi olurdu......
Pakette kalmış son ucuz sigaralar bu çeşme başında ateşlenirdi.....
Çanta ve kitaplar bu ağaçlar arasına saklanırdı.......................
Önemli görüşmeler bu bahçede kahve eşliğinde olurdu,
Kavuşmalarda burada ,vedalarda bu çeşme başında olurdu......
Bir adresti İstasyon çeşme başı................
Ben eski yaylacıları........,
İstasyon bahçesini,
İstasyon çeşmesini,
Eski Bor' u çok özledim....................
Siz de özlediniz mi?...........