Günlük yaşamımızda her kişinin kendimiz gibi duyarlı, dikkatli ve düzenli olmasını isteriz, hatta bekleriz.
Tavır, davranış ve anlayış denilen " İnsani duygular " kişinin doğduğu, büyüdüğü ve yaşadığı ortamın verdiği avantaj veya dezavantajla şekil alır.
Bu bakımdan insan idare etme sanatı belkide sanatların en büyüğüdür.
Çocukla çocuk, yaşlı ile yaşlı olmak merhametin, yardımlaşma duygusunun, sır saklama ve karşı ilgililere mütekabiliyet yapmak, konuşmada sözümüzün nerede noktalanacağını bilmek bizleri erdemli bir kişi olmaya yönlendirir.
Bazı haller sabrın sınırını zorlayan meseleleri ortaya koyar, buda olgunlaşmamız adına gerekli dayanma gücünün ne olduğunu bilmemiz, anlamamız gerektiği durumların başında gelir.
Hz.Mevlâna'nın bu konuda çok önemli bir sözü var.
" Hamdım, piştim, yandım "
Sözün sırayla çizdiği yol ve adımlar insanın hakikate erişme, kemâlini bulması yönündeki çıktığı yolda aşama, aşama dönüşümüne işareti anlatır.
Normal düzen ve yaşam stratejisi olarak benimsenen pozitif adım ve tavırların yanında bunun aksinede rastlamak mümkünmü?
Elbette insanın olduğu yerde hem artı, hemde eksi yön ve tavırlar mutlaka boy gösterir.
Çok emek verirsiniz, destek olursunuz, nasihat edersiniz bu kendi öz evladınız olduğu gbi, yakın bildiğiniz veya bilmediğiniz herhangi br kişi / kişilerde olur.
Ortaya atılan müsbet fikri benimseme, olgunlaştırmada gerekli hassasiyet görülmediği ve ortadan kalktığı an boşa giden emekler kişiyi yorar ve üzer.
İşte konu başlığımız halk deyimi ile buna işaret etmektedir.
Ne yaparsanız yapın durum değişmiyorsa, bütün emekler boşa gitmişse artık sesinizi yükseltip " Senin bu halin ayakta uyuyup otel parası vermeye benzemiyormu " şeklinde siteme dönüşür.
Her insanın tahammül gücü ve tavrı, içinde bulunduğu zamanda " Eşref saatinede " denk gelmeyeblir dolayısıyle, karşı tarafa duyarlı olarak yapılacak hâl ve tutum suistimal edilmeden anlayış çerçevesi dahilinde yapılmalıdır.
Sonuç olarak; Duyarlı olalım, ne ayakta uyuyalım, nede boş yere zaman ve değerleri harcamayalım.
Esen kalınız.