Mordoğan'da Olga'lı güzel günler!..
27/09/2025 18:15 | Son Güncelleme : 02/04/2026 15:53 | Okunma Sayısı : 9678 | Hülya Sezgin
Mordoğan’da Olga'lı güzel günler!..
En iyisi baştan anlatayım...
Tam on sekiz yıl öncesiydi. Trabzon'da bir resim festivaline davet edilmiştim. Yurtiçi ve yurtdışından gelen pek çok ressam ile zaman içinde samimiyet kurmuş ve pek çok festivalde bir araya gelmiştik. Kimileri ile de kardeş bildik birbirimizi...
Olga Eren de onlardan biri. Çalıştaylarda bir araya geldik, birlikte çalıştaylar düzenledik...
Geçtiğimiz yıl davet etti, gittim. On gün Ankara'da bir güzel gezdirdi beni. Hatta ömrümde ilk kez Çin restoranına bile onunla gittim...
Neyse bu yıl da İzmir Mordoğan’da bizde buluşmaya söz verdik...
Heyecanla beklediğim gün geldi. Kızım gelmiş gibi sevindim... Asıl amacımız birlikte zaman geçirmek, özlem gidermekti ama Mordoğan ve Karaburun'da da gezilesi görülesi pek çok güzel yerimiz var... Hiç gezmeden olur mu?..
Olga iyi bir şoför, maşallahı var. E aracı ile de geldi... Artık kim tutar bizi!..
Eylül ayının ortaları... denizin en güzel hâli, henüz soğumamış... ama bize öyle. O yıllarca Mersin'de yaşadı. Bizim denizimiz ona soğuk gelince bir daha denize girmedik...
Olga gittiği yerlerde yöresel yemek yemeyi pek sever... Ben de elimden geldiğince pişirdim. Asma yaprağında sardalya balık, otlu börek, patlıcanlı bulgur pilavı, incik kuzu tandır... Bu yıl taze yaptığım tarhanadan çorba... Bir de Çankırı'dan olsun dedim ve taze fasulye kavurdum yumurtalı...
Önce Karaburun Börklüce kültür-sanat festivaline gittik. Müzik dinledik, manzaraya karşı sevgili arkadaşım seramik sanatçısı Selvi Naz Keser'in tatlı sohbet eşliğinde ısmarladığı demli çaylarımızı içtik...
Ertesi gün Mordoğan Çatalkaya'ya götürdüm onu. Çatalkaya tepeye konuşlanmış Eski bir köy. Ortada tarihi bir cami önünde bütün avluyu kolları ile gölgeleyen asırlık bir çınar ağacı... duvar dibinde yine bir kaç asırlık buz gibi akan suyu ile çeşmesi...
Ancak iki-üç yıldır bir türlü bitirilemeyen restorasyonu ile yaşadığım hayâl kırıklığım...
Geçmişte Mordoğan hep korsanların saldırısına uğrarmış. O yüzden miras bölüşülürken kızlara tehlikeli olan deniz kıyıları, erkeklere ise tepelerden yer verilirmiş!.. Korsanlar geldiğinde tepedekiler "Vah vah!.. Fatma'nın evine de girdiler, Ayşe'nin ambarını talan ettiler!.." diye dövünürmüş!..
Sonra cumhuriyet dönemi ile bu istilalar son bulurken kıyılar değerlendiği için kızlar zengin olmuş. Eee... Ne derler... "Allah'ın sopası yok!.."
Neyse...
Oradan bakıldığında karşıdaki Uzun ada ile İstanbul boğazı gibi görünen deniz
manzarasına karşı ne olur ne olmaz, sezon sonu diye termosta getirdiğim çayımızı içerken anılarımızı konuştuk... kimi zaman güldük, kimi zaman hüzünlendik...
"Nereye gidelim?.." diye oğlum Serter'e sorduk. Oraları işi nedeni ile karış karış bildiğinden ve annesi ile Olga ablasının sanata ve tarihe ilgisini bildiğinden "Sazak köyüne gidin." dedi ve tarif etti...
Çıktık yola... en tepedeki köye vardık. Mübadele öncesinde daha çok Rumlar'ın yaşadığı köyde zeytincilik, bağcılık ve şarapçılık yapılırmış. 1923 yılında terk edilmiş köy eşsiz manzarasıyla büyüleyici bir görünüşe sahip...
Tam biz araçtan inip gezmeye başlayacağız iki genç dönüyordu. Onlar bizi, biz onları görünce şaşırdık... o kadar ıssız...
"Burada kimseyi göreceğimizi beklemiyorduk!.." dediler. Turist rehberiymişler...
Yoldan 10 dakika yürüyüp köye vardık.
Fethiye'deki Kayaköy benzeri... Taştan evler, kilise ve cami kalıntıları... testi ve mozaik kalıntıları yerlerde...
Zaman zaman Yunanistan'a göç edenlerin torunları ziyarete gelirmiş. Ancak defineciler de epey zarar vermiş. Kapısı penceresi bile sökülüp götürülünce, zaman içinde harabeye dönmüş...
Sazak Köyü, bugüne kadar pek çok sanatsal etkinliğe de imza atmış. Bu etkinliklerden en fazla ses getireni ise İranlı def sanatçısı Sami Hosseini öncülüğünde kurulan ünlü ritm topluluğu Ahura’nın “Gafil Gezme Şaşkın” parçasına çekilen klip olmuş...
Ancak orada bir totem düzeneği de görünce irkildim... Ayin mi yapmışlar?..
Akşama Mordoğan’ın kurtuluşu ile ilgili sahildeki konseri dinlemeye gittik...
Ertesi gün Eski Mordoğan köyüne gitmek için navigasyona komut verdik. Şaşkın navigasyon her zamanki gibi yine
köy yukarıda olduğu halde bizi deniz kıyısına, geçen yıl çocuk atölyesi ve mini sergim ile katıldığım Alanes sanat kampına götürdü...
Neyse kimi tesadüfler iyi sonuçlar doğurur.
Gelmişken bir kahve içelim dedik ve sahibi Mehmet bey ile gelecek yıl orada birlikte yapacağımız sanat kampı ile ilgili konuştuk... iyi oldu...
Akşamları genelde termosa doldurduğum çayımızı Kütlücek ya da Mordoğan merkez Kocakum sahilinde arabamızda açtığımız nostaljik şarkılar ve dalgalar eşliğinde yudumladık... Huzur!..
Bir sonraki gün ise Urla Barbaros çocuk köyüne gittik. Yol boyunca sıralanmış şirin bez korkulukları ve duvar resimlerini gördük...
Daha pek çok yere gittik... Çeşme'ye, Çeşme Ildırı'ya, Germiyan köyüne, Urla'ya, Yeni liman'a, Karaburun köylerine...
Dolu dolu bir hafta geçirdik. Özlem giderdik, bol bol sohbet ettik...
İşte...
Kimi zaman öyle kendinden bilir, öyle seversin ki...
Evine geldiğinde dünyalar senin olur... Birlikte yer, birlikte içer, anıları anlatır... kimi zaman güler, kimi zaman da hüzünlenirsin... ama hep mutlusundur...
Çünkü on sekiz yılın hatırı vardır...
Olga Eren kızım... arkadaşım...candaşım... hoş geldin... iyi geldin... iyi ki geldin...

***

***

***

***

***

Bunlar da ilginizi çekebilir
Yeni Yazıları İle Yakında Niğde Habercide
Ömer Sabri Kurşun Yeni Yazıları İle Yakında Niğde Habercide
8 ay önceMerhaba..
Merhaba..
8 ay önceSitemizin Yeni Yüzü İle Karşınızdayız..
Sitemizin Yeni Yüzü İle Karşınızdayız..
8 ay önce